DOĞRU BİLDİKLERİNİZİN DOĞRULUĞUNDAN EMİN MİSİNİZ?

Doğrulama eğilimi bütün düşünce hatalarının en başında gelir. Bu eğilim yeni bilgileri var olan mevcut teorilerle, dünya bakışıyla ve inançlarla uyumlu olacak şekilde yorumlamaktan adını alır. Başka bir deyiş ile görüşlerimizle çelişen yeni bilgileri işin kolayına kaçıp ve eleme eğilimindeyiz. Oysa ki Aldous Huxley’in dediği gibi “Sırf onları görmezden geldiğimiz için hakikatler ortadan kalkmaz.”
29 Eylül 2019 07:40

İnsanın teorisinin doğruluğunu sorgulamasının ne kadar önemli olduğunu bize aşağıdaki deney göstermeye çalışmıştır.

Bir profesör öğrencilerine 2-4-6 şeklinde bir sayı sıralaması verir ve öğrencilerden sıralamanın kuralını bulmalarını ister bu esnada da kuralı bir kâğıdın arkasına yazar. Katılımcılar sıralamada bir sonraki sayıyı söyleyecekler, profesör de kağıdın arkasına yazdığı kuralı kontrol edecektir. Öğrenciler istedikleri kadar sayı söyleyebilir ancak kurala dair tek bir tahminde bulunabilirler.

Elbette sıralamaya bakarak ilk akla gelen sayı 8, öğrencilerde aynen böyle düşünür. Profesör “kurala uygun” diye yanıt verince öğrenciler, emin olmak için, “10”, “12” ve “14” sayılarını dener.. Profesör bu sayıların da“kurala uygun” olduğunu söyler.

Öğrenciler sonuçta karar kılar: “Kural şudur: Son sayının üzerine 2 ekle.” Profesör hayır anlamında başını sallar: Kâğıdın arkasında yazan kural bu değildir.

Yalnızca bir öğrenci soruya farklı yaklaşır, “4” sayısını dener. Profesör “kurala uygun” olduğunu söyler. “7?” “Kurala uygun. “Öğrenci bir süre daha değişik sayılar dener: “Eksi 24”, “9”, “eksi 43”. Bir fikri vardır ve bu fikrin yanlışlığını kanıtlamaya çalışıyordur.

Sonunda fikrini açıklar: “Kural, her sayının bir önceki sayıdan daha büyük olması.”

Profesörün kağıdında tam olarak bu yazmaktadır.

Bu zeki öğrenciyi diğerlerinden ayıran neydi?

Diğerleri sadece teorilerini doğrulamaya uğraşırken o öğrenci teorisinin yanlışlığını kanıtlamaya çalışıyordu ve tamamen bilinçli olarak doğrulamayan kanıtları arıyordu.

Elbette hayatımızda, bazı şeyleri doğru kabul etmeden yapamayız. Ama bir kuram ne kadar belirsiz ise, doğrulama eğilimi de o kadar güçlüdür.

“İnsanlar iyidir” fikriyle hayatı yaşayan biri, bu kuramına yeterli doğrulama bulacaktır. “İnsanlar kötüdür” fikriyle yaşayan da. Kendi bakış açısına ters düşen durumları eleyip çıkaracak ve dünya görüşü için tonlarca doğrulama elde edecektir.

Astrologlar ve ekonomi uzmanları aynı prensip doğrultusunda hareket eder. İfadeleri o kadar muğlaktır ki doğrulamaları mıknatıs gibi çekerler: “Gelecek haftalarda üzüntülü anlar yaşayacaksınız” ya da “orta vadede doların üzerindeki değer kaybı baskısı artacak.” Orta vadede ne demek?
Değer kaybı baskısı ne demek? Neye göre, kime göre?

Aynı prensiple başarı ve kişisel gelişim kitapları yazılır. “Meditasyon mutluluğun anahtarıdır.” Bu tez için yazarın yığınla doğrulayıcı örneği olur elbette. Ancak doğrulamayan kanıtları aramak ise beyhude: Meditasyonsuz mutlu olan insanlar ve meditasyona rağmen mutsuz olanlar.

Ne kadar çok okurun bu tür kitaplara aldandığını görmek yürekler acısı bir durum.

İnternet aynı düşünenlerle bir araya gelmemizi kolaylaştırır. Kendi fikirlerimizi destekleyen blogları, yazıları okuruz. Haberlerin kişiselleştirilmesi karşı fikirlerin ekranımızda hiç görünmemesini sağlar. Zamanla aynı düşünenlerin bulunduğu sanal topluluklarda giderek daha çok hareket etmeye başlarız ki bu da doğruluma eğilimini daha da güçlendirir.

MATEMATİKSEL

TEKNO-AJANS SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...